
Mary Axiotis, kırk yıldır her yıl Sakız Adası'na giden Yunan-Amerikalı bir gezgin. Adanın neredeyse her köşesini tanıdığını düşünürken Olimpi Mağarası onu yeniden şaşırtmayı başarıyor. Ona göre Sakız'da gezilecek büyüleyici pek çok yer bulunuyor; ancak Olimpi Mağarası, gördükleri arasında en derin izi bırakanlardan biri olmuş.
Olimpi Köyü ve Mağaraya Ulaşım
Olimpi Köyü, adanın güney kesiminde, şehir merkezine yaklaşık 35 kilometre uzaklıkta, Pyrgi ile Mesta arasında yer alıyor. Orta çağdan kalma, taş döşeli dar sokakları ve küçük şirin kilisesiyle köy; zaman içinde donmuş gibi duruyor. Mağara ise köyden birkaç kilometre ötede, yoldan görünmeyecek biçimde konumlanmış.
Gişenin hemen yanı başında bir hediyelik eşya dükkanı bulunuyor. Geleneksel Yunan tespihlerinden Sakız Adası temalı anahtarlıklara uzanan geniş bir yelpazeyle dolu bu dükkan, tura başlamadan önce keyifli birkaç dakika geçirilecek bir yer. Mağara turu, saatte bir düzenleniyor; yetişkin girişi 3 Euro, indirimli bilet ise 1,50 Euro.
Tarihin Derinliklerinden Gelen Bir Mağara
Olimpi Mağarası, 1980 yılında keşfedilmiş; ziyaretçilere kapılarını ise 2002'de açmış. Tarihin çok daha derinlerine işaret eden izi ise prehistorik çağlara uzanıyor. Mağara, bugün de sarkıt ve dikit oluşumlarını sürdürüyor; yani burada doğa, hâlâ yaratıyor. İçerideki sabit sıcaklık 18 derece Celsius, nem oranı yüzde 95. Dışarıdan gelen hava akımları bu hassas dengeyi bozabileceğinden rehberler, kapıların tüm turlar boyunca dikkatle kapalı tutulmasına özen gösteriyor.

Turuncu Işıklar Altında Yeraltı Yolculuğu
Mağaranın içi turuncu tonlu ışıklarla aydınlatılmış; projeksiyonlar, ziyaretçileri yönlendirmek için stratejik noktalara yerleştirilmiş. Mary, tavana baktığında sarkıtların orada asılı durduğunu görüyor; kimisi ona aslan başını, kimisi Budist bir keşişi, kimisi de çikolata şelalesi andırıyor. Hayal gücünü harekete geçiren bu oluşumlar karşısında zaman zaman duraksadığını, bakmaya doyamadığını kendisi de kabul ediyor.
Grup ilerledikçe hava giderek daha serin ve nemli bir hal alıyor. Dışarının kavurucu atmosferiyle kıyaslandığında bu fark, adeta başka bir dünyanın eşiğinde duruluyormuş hissini veriyor. Yürüyüş rotası boyunca yerin 30 metre derinliğine iniliyor; rehber bu noktada grubu durdurup konumu aktarıyor. Ziyaret koridoru burada sona erdiğinden daha ileri gitmek mümkün olmuyor.
Geri dönüş, paslanmaz çelikten spiral bir merdivenle sağlanıyor. Çıkış boyunca rehber, her kapıyı özenle kapıyor; bu küçük ama kritik ritüel, mağaranın iklim dengesini korumak için vazgeçilmez bir adım. Grup, girdiği yoldan çıkıp temiz havaya kavuşuyor.
Doğanın Sessiz Büyüsü
Mağaradan çıktıktan sonra Mary ve eşi, uzun süre sessiz kalıyor. Söze gerek duyulmayan o anlarda ikisi de aynı duyguyu paylaşıyor: hayranlık. Doğanın yüzyıllar boyunca işleyerek yarattığı o sarkıt ve dikit oluşumları, insanı bir an için dünyanın dışına çıkarıyor. Tur süresinin biraz daha uzun olmasını, oluşumları daha dikkatlice inceleme fırsatı bulmayı istediğini Mary sonradan dile getiriyor. Peki bu mağarayı bu denli etkileyici kılan ne? Belki de görünmezin içinde saklı olan o muazzam zamanın kendisi.
Ziyaret İçin Pratik Bilgiler
Mağara, yaz sezonunda (Mayıs-Ekim) Pazartesi hariç her gün 11.00-18.00 saatleri arasında ziyarete açık. Turlar saatte bir başlıyor. Fotoğraf makinesi ve cep telefonu içeri taşınabiliyor; anı fotoğrafı çekmek isteyenler için bu büyük bir avantaj. Mary'nin önerisi ise pazar günü ziyaret; çoğu ziyaretçi o gün plajlarda olduğundan mağarada kalabalık görece az oluyor.